GÜNCEL » Viyadüklere kadın eli değdi
29 Nisan 2019 Pazartesi 

Boya ve fırça bir araya geldiği zaman pek çok şeyi değiştirir. Soğuk duvarlar renklenir, sıradan olan şeyler hayat bulur. Rize Çayeli Eğitim Merkezi’nde ve Çayeli Gençlik Merkezi’nde resim eğitmenliği yapan Serpil Kebapcı da resimle dans eden ve çevresini güzelleştirenlerden biri. Kebapcı, kimsesiz insanların gittiği, göz ardı edilmiş viyadük ayaklarına resim çiziyor. Rize'ye ilk defa sokak sanatını getiren Kebapcı, çizdiği resimlerde toplumsal sorunlara ve güncel konulara yer veriyor. Çocuk istismarı, çocuk yaşta evlilikler, kitap okumanın faydalarını insanlara gösteriyor. Böylece hem toplumu sanatla bütünleştirmek hem de sanat eğitimini verdiği öğrencileri duyarlı ve bilinçli yetiştirmek adına elinden geleni yapıyor.  

 

HABER: HİLMİYE OKTAY

 

Resim, herhangi bir şeyin, herhangi bir yüzey üstüne karakalem ya da boya ile çıkarılan biçimi olarak tanımlanıyor olsa da, resim sanatı ile uğraşanlar için farklı anlamlar ifade ediyor. Resim yapan insanlar, adeta kendilerini buluyor fırçayı eline alınca. Öyle çok hayal edip bunları resme döküyorlar ki, resim yapılan yerin bir önemi kalmıyor. Rize'nin Çayeli ilçesinde viyadük ayaklarına resim çizen Serpil Kebapcı gibi. Serpil Kebapcı, 1976 yılında Rize'nin Çiftekavak köyünde dünyaya gelir. Küçük yaşlardan beri içinde olan sanat duygusuyla yürür. Bu duyguyla hareket ederek tiyatro ve halk oyunları ekibine katılır. İlerleyen zamanlarda bunların yanına resim sanatını da ekler. Zaman geçtikçe resimsiz bir hayat düşünemez olur. Acemice başladığı bu yolda kendini geliştirir. Uzun ve meşakkatli bir eğitim süreci geçirir. Eğitimsiz bu işlerin yürümeyeceğinin farkında olan Kebapcı, bununla birlikte Van’ın ünlü ressamı Haydar Ekinek ile tanışır. Sonra İstanbul’da İSMEK kursları ile sokak ressamlığıyla ilgili uygulamalı eğitimler alır.

 

Büyük bir tutku haline gelir

 

Hayatı boyunca yoğun çalışma azmine, üretken bir yapıya sahip olduğunu belirten Kebapcı, “Eğitimci bir ailenin dördüncü çocuğuyum. Babam ilk öğretmenimdi. Onun etkisiyle küçükken öğretmen olmak istiyordum. Nitekim de şu anda Çayeli Eğitim Merkezi’nde ve Çayeli Gençlik Merkezi’nde eğitmenlik yapıyorum. Öğrencilerime resim yapmayı öğretiyor ve sokak sanatı ile ilgili temel bilgiler veriyorum. Velilerin ve öğrencilerin gözünde klasik hoca değil de, samimi, doğal, biraz entel, neşeli ve sevecen birisiyim. Bunlar da benim tam da duymak istediğim şeyler.” diyerek başlıyor kendini anlatmaya. Kebapcı, “İlk önce karikatür çizdim. Daha sonra İstanbul Beylikdüzü Belediyesi’ndeki halkoyunları grubuna katıldım. Aynı zamanda tiyatro da dâhil olmak üzere çeşitli kanallarda gösterilere çıktım. 2000’li yıllarda İstanbul’da Van’ın ünlü ressamı Haydar Ekinek ile tanıştıktan sonra ressamlığa olan ilgim daha da arttı.” açıklamasında bulunuyor. Viyadük ayaklarına resim yapma fikrinin ise mezbele, yani kötü yerleri görmek istemediğinden çıktığını söyleyen Kebapcı, “Bu tarz yerler bana terk edilmişlik hissi veriyor. Bu da beni hep rahatsız etmiştir. Bunun için bu tarz yerleri güzelleştirerek hem terk edilmişlik hissini ortadan kaldırmak hem de oralara biraz da olsa sempati kazandırmak adına bu çalışmayı yaptım. Ve bundan sonra da bu tarz çalışmalarıma devam etmeyi düşünüyorum. Bu konuda belediyeler olsun, diğer yerler olsun çeşitli teklifler alıyorum. Bunlar da beni mutlu ediyor.” diyor.

 

Sokak sanatını viyadük ayaklarına yapmasıyla gelen tepkiler

 

İlk zamanlarda çok sert eleştirilere maruz kaldığını belirten Kebapcı, “Rize halkı tarafından alışılması zor bir süreçti. Çünkü Rize, sanatın çok girmediği bir şehir. Sokakta bir kadının bu şekilde çalışması tepkilere neden oldu. Ancak ben sokak sanatının bir bakıma çevreyi güzelleştirdiğini, insanların kafasında hoş ve güzel bir görüntü oluşturduğunu düşünüyorum. Çevreyi güzelleştirdiğinin anlaşılması sonucunda önyargıları biraz da olsa kırdık.” diyor ve çalışması sırasında başından gecen ilginç anıları anlatıyor, “Viyadük ayaklarına resim yaparken geceden kalıp sabahlayanlar oluyordu. Bir gün içlerinden birisi bana 'Kızım sana helal olsun. Kimsenin cesaret edemediğini, yapamadığını sen yaptın' demişti. Diğer bir yaşadığım anı ise viyadük ayaklarının olduğu bölgedeki esnafların toplanıp yanıma gelmesi oldu. Rize’de ilk defa bu tarz çalışmalar olması dikkat çekmişti. Ama her şeye rağmen sanatımı yarım bırakmayıp tamamladıktan sonra içim kıpır kıpır olmuştu. Eserlerimin yanından ayrılmak istemiyordum. En önemlisi de zor olanı başardım. Bu da benim için ayrı bir gurur kaynağıydı.” Viyadük ayaklarına resim yapma fikrinin ise mezbele (kötü durum) yerleri görmek istemediğinden kaynaklandığını söyleyen Kebapcı, “Bu tarz yerler bana terk edilmişlik hissi veriyor. Buda beni hep rahatsız etmiştir. Bunun için bu tarz yerleri güzelleştirerek hem terk edilmişlik hissini ortadan kaldırmak hemde oralara biraz da olsa sempati kazandırmak adına bu çalışmayı yaptım. Ve bundan sonradabu tarz çalışmalarıma devam etmeyi düşünüyorum. Bu konuda belediyeler olsun diğer yerler olsun çeşitli teklifler alıyorum. Bunlar da beni mutlu ediyor.” dedi.

 

Sanatçı toplumun aydınlık yüzü

 

"Sanat toplum için çok önemlidir. Sanat ne kadar çok ön planda olursa, toplum ileri ve çağdaş bir seviyeye ulaşır." diyen Kebapcı, “Ben bütün eserlerimi yaparken toplumun güncel konularını işliyorum. Çocuk istismarı, küçük yaşlarda zorla evlendirilen çocuklar gibi toplumun kanayan yaralarını seçiyorum. Bu sorunları su yüzüne çıkarmak, bu olayları sanatımla duyurmak ve durdurmak adına onların sesi olmaya çalışıyorum. Nitekim de sokak sanatımla ve kişisel çocuk sergimle bunları elimden geldiği kadar resmettim. Ama viyadük ayaklarında daha çok kitap okumak ve duyarlı olmak adına resimler yaptım. Çünkü o tarz yerlere daha çok işi gücü olmayan insanlar gider. En azından oralarda sabahlayanlara vermek istediğim mesajı aktarmak için resimlerimi yaptım. Aynı zamanda viyadük ayaklarında yöresel motiflere de yer verdim.” açıklamasını yapıyor.

 

"Ben bu işe aşk diyorum"

 

Resimle yaşadığı coğrafyayı güzelleştirmeye gayret eden Kebapcı, "Resim sanatı sadece kalbimin derinliklerinde var olan aşk. Duyguyu kalemim ve fırçamla, estetik bir tat ile aktarmak, yani resmetmek hayatımın her alanında olmasını istediğim bir şey. Kendimden yola çıkmam gerekirse kolay olmadığını söyleyebilirim. Ressamlık sadece yetenek değil, bununla birlikte bilgi ve beceri isteyen bir sanat. Ancak ben 20 yıldır bu sanatın içindeyim ve öğrenmem gereken çok şey var. Bu sanatı yaptığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Yedi yaşından kırk beş yaş aralığındaki öğrencilerime kadar geniş bir yaş aralığına resim sanatını öğretiyorum. Bununla birlikte sokakları güzelleştirdiğim, sesi duyulmayan masum çocukların sesi olduğum için sanatımı çok seviyorum. Bu sanatı yaparken özgürce dans edercesine, her gün yeni iş günü gibi aşkla atılan fırçadan çıkan o resimler ile bütünleşmek çok güzel bir duygu. İşte ben buna aşk diyorum.” diyerek sözlerini noktalıyor. İşine aşkla bağlı olan Serpil Kebapcı, insanın isterse neler yapabileceğini gösteriyor.

 

Bu haber 76 defa okundu
Yorumlar
Bu Habere henüz yorum yapılmadı.