GEZİ » Türk tarımına öncülük eden Atatürk Orman Çiftliği
19 Haziran 2015 Cuma 

Mustafa Kemal Atatürk, “Köylü milletin efendisidir” sözüyle çiftçinin önemini vurgulamıştır hiç şüphesiz.

Bu yüzden de çiftçiye destek olmak, verimli bir üretim gerçekleştirmek ve sanayileşmeyle birlikte gelen makineli ziraatı yaymak için bir çiftlik kurmaya karar verir.

Bu çiftlik Başkent Ankara’nın batısında kurulan Atatürk Orman Çiftliği’dir ve Türk tarımına öncülük etmesiyle ünlüdür.

 

Gezi Yazısı: Zehra ZERAY

 

1937’de Atatürk tarafından hazineye bağlanan çiftlik, günümüzde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlıdır. 1992 yılında ise birinci derecede tarihi ve sosyal sit alanı olarak tescil edilmiştir.

Çiftlik, Ankara’nın en büyük yeşil alanı olma özelliğine sahiptir. Bu çiftlik arazisi içinde ülkenin en büyük hayvanat bahçesi, Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin bir benzeri, tarihi Karadeniz ve Marmara Havuzu ile Devlet Mezarlığı gibi birçok ziyaret alanı yer almaktadır.

 

Tarihçesi

Kurtuluş Savaşı öncesinde Ankara Belediye Reisliği yapan Hacı Ziya Bey’in mülkiyetinde bulunan Orman Çiftliği arazisi, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra Mustafa Kemal Paşa’ya başarısından dolayı armağan edilmiştir. O yıllarda büyük kuraklık yaşanan, bataklık ve sazlıklarla kaplı olan elli iki bin dekarlık alanda Mustafa Kemal Paşa’nın talimatıyla deyim yerindeyse bir mucize gerçekleştirilmiştir.

 

Çiftlikteki Örnek Çalışmalar

Bahçecilik çalışmalarıyla en güzel, en lezzetli ürünler yetiştirilmiş, yiyenlerin tadı damağında kalmıştır. Bağcılık çalışmalarıyla üzümler devamında sirkeler, şaraplar yapılmış ve bu kurak alan artık verimliliğiyle gündeme gelmeye başlamıştır. Fidan dikme ve yetiştirme çalışmalarıyla da bir hadiste yer aldığı üzere yeşile verilen önem vurgulanmıştır: “Kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizdeki fidanı dikiniz.” Böylece yeşilin yüzlerce tonuyla ağaçlar dikilmiş, mevsimi geldiğinde bu ağaçlar çiçek açıp, türlü renklere bürünmüşlerdir. Çiçekler yerini meyvelere bıraktığında ise hem bu meyvelerle mideler bayram etmiş, hem de satışlar nedeniyle insanlar para kazanabilmişlerdir. Ayrıca da sıcak ve kurak yaz günlerinde insanlara bir sığınak olmuş, gölgesinde birçok insanın güzel hayaller içinde kaybolmalarını sağlamış, onları huzurlu kılmıştır.

Hayvancılık çalışmaları yapılmaya başladığında ise meyve sebzelerde olduğu gibi doğal ürünler üretilmeye başlanmıştır. Hayvanlar kaliteli ürünlerle beslenmiş ve onlar da kaliteli ürünlerle bizim soframızı donatmıştır. Yapılan bu çalışmalar ve devamındaki makineli ziraatın gerçekleştirilmesi tüm insanlara örnek ve yol gösterici olmuştur. Hem çiftçiler hem tüketiciler için doğal yaşam kaynağı olan bu alanda devamında endüstriyel tesisler kurulmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’da bir çiftlik kurma arzusunda, bozkır ortasına kurulmuş yeni Başkent Ankara’nın halkı için bir doğa güzelliği ve sosyal yaşam alanı yaratma isteği de çok önemlidir. O her zaman olduğu gibi halkını düşünmüş, onların refah ve huzuru için elinden geleni yaparak, onlarının gülümsemelerinin hep kendi yüzüne yansıdığına inanmıştır.

 

Bize Mücadeleyi Öğretir

Çiftliğin en önemli özelliği insanlara inancı, umudu anlatmasıdır nitekim. Düşünün kurak bir yer, çöl gibi ya da bataklık her yer. Bakıyorsunuz içiniz kararıyor, umutsuzluk kaplıyor ruhunuzu. Gözleriniz huzuru simgeleyen yeşili arıyor bir bahar sabahında. Sonra zaman geçiyor. Bakıyorsunuz bir şeyler yapılıyor buraya, ağaçlar dikiliyor, meyveler yetişiyor, hayvanların sevecen sevinç çığlıkları gülümsetiyor sizi. Daha çok zaman geçiyor, yemyeşil oluyor her yer. Yeşilin yüzlerce tonu huzurunuza huzur katıyor, sofranıza mis gibi kokan domates, salatalıklar, rengârenk meyveler eşlik ediyor. Bol oksijenli havayı içinize çektiğinizde yaşama sevinciniz katlanıyor, her şey güzel gözüküyor size ve siz âşık oluyorsunuz doğaya. Doğa sizi sahipleniyor, sizin için uğraşıyor, vazgeçmiyor. Sizin için solmuyor çiçekler, meyveler en güzel olup sofranıza gelmek için bir yarış içine giriyor. Bazen rüzgâr esiyor, sizin için direniyor tüm sebze meyveler, ziyan olmamak için yere düşmemeye çalışıyorlar. Ağaçların gölgeleri yağmurda ya da aşırı sıcakta sığınak oluyor size. Kısa bir şekerleme yapmanıza imkân tanıyor bir ikindi vakti. Yorgunken ya da daralmışken, bıkmışken hayattan bir ağaç gölgesinde silkinip kendinize geliyorsunuz, çünkü anlatıyor ağaç size sevmeyi, yeniden başlayabilmeyi, mücadeleyi…

Burası tüm kuraklığa tüm sorunlara rağmen yeniden hayat buluyor mücadeleci ellerle ve bize büyük bir insanlık dersi veriyor, yaşamayı öğretiyor adeta.

 

Türkiye’nin En Büyük Hayvanat Bahçesi

29 Ekim 1940’ta hizmete açılmış Hayvanat Bahçesi, Türkiye’nin en büyük hayvanat bahçesi olma özelliğine sahiptir ve otuz iki hektarlık bir alanı kapsar. Ayrıca başkente yakışan bir biçimde düzenlenen Atatürk Orman Çiftliği’ne bakıldığında hayvanlar için daha uygun bir alan bulunamayacağı da görülecektir.

Hayvanat Bahçesi’nin önüne gelip, karşısında durduğunuzda her şeyin çocuklaştığını, masumlaştığını görürsünüz. Rengârenk balon satanlar ve bu balonlarla oynayan minik kalpleri görürsünüz, hatta o kadar miniklerdir ki korkarsınız balonla birlikte uçuverecekler diye. Oyuncakçılar da hemen ilgi odağımız oluverir, o kadar güzeldir ki bu oyuncaklar, isterseniz beş yaşında olun isterseniz elli beş, bir bakmışsınız alıvermişsiniz siz de, oynamaya başlamışsınızdır, içinizdeki çocuk ele geçirivermiştir sizi ansızın. Ama aldırmazsınız, hem çocuk olmakta ne var ki, gönlünüzce eğlenebilir, içten gülebilirsiniz. Kapıdan girerken vazgeçemeyeceğiniz bir şey daha görürsünüz; meşhur Ankara simidi, karnınız zil çalmaya başladığında fark etmeden yiyiverirsiniz bir Ankara simidini ve düşünürsünüz, hiç bu kadar tatlı gelmemiştir bir simit size.

Sonunda içeri adım atarsınız, eğer sağdan başladıysanız gezmeye ilk olarak timsahın evi karşılar sizi. Timsahın büyüklüğü biraz ürkütür ama kendine de hayran bırakır ayrıca, kendine ait evinde mutlu mutlu yaşamaktadır. Timsahın evini geçtiğimizde karşımıza akvaryum çıkar. Akvaryumda yolculuk muhteşemdir, rengârenk balıkların ortasında yüzüyor gibi hissederiz bir yandan onlara yakın, ama bir o kadar da uzak, yine de eğlenceli. Su kaplumbağaları yavaş yavaş süzülür suyun içinde. Adını tek tek bilmediğimiz eşsiz güzellikteki balıklar sanki bizi takip etmekte. Çıkışta ise büyük bir köpekbalığı maketi uğurlar bizi, sanki tekrar gelmemizi ister gibidir bakışları.

Biraz ilerleyince kafeste birbirlerini izleyen hayvanları görürüz. Çakallar, sanki akıllarından bir şeyler geçiriyormuş gibi bakarlar yanlarından geçip giderken. Maymunlar ise kendilerine verilen muzları en hızlı şekilde soyup yiyebilme telaşındalar. Kartallar sanki bize büyük insan olma mesajı verir gibi hep yüksekteler. Çeşitli köpekleri görürüz sonra, havlama sesleri birbirine karışır, biraz da korkunçturlar, lakin bazıları çok sevimlidir, illaki sevdirmek isterler kendilerini, aramızda hemen duygusal bir bağ oluşuverir köpeklerle ve biz kendimize sadık dost bir köpek almaya karar veririz. Devamında bizi büyüleyen bir deve ve daha sonra ise deve kuşlarını görürüz, sanki mutludurlar onları görmeye gelenler olduğu için, yalnız kalmadıkları için. Kurtlar için ise çok geniş bir alan ayrılmıştır. İleride ayılar var, biraz büyükler, çekiniriz ama gözlerine baktığımızda anlıyorlardır sanki bizi, sevinmiştir sanki korkmayıp yanına yaklaştığımız için. Daha sonra atlar karşılar bizi, hatta isteyenler bu atlara binebilir, onlarla vakit geçirebilirler bile. Zebralar ise pijamalarıyla her an uykuya hazır gibi. Ormanın kralı aslan şöyle bir süzer sizi. Ama en çok su aygırı ve filin ihtişamıyla büyülenir sanki insan, çok büyüklerdir çünkü şaşırtır bizi. Hepsi bize geldiğimiz için minnettardır, öyle anlarız gözlerinden gördüğümüz kadarıyla ve bir daha yeniden gelmek üzere anlaşarak ayrılırız bu güzel hayvanların yanından.

Bu haber 429 defa okundu
Yorumlar
Bu Habere henüz yorum yapılmadı.