Öğrenci Köşesi/Fevzi Koç
28 Ekim 2019 Pazartesi
gif.habermerkezi@gmail.com

Hatıralarımızla birlikte hafızamızı yitiriyoruz

Kültürel değişimler arasında en etkilisi belki de sözlü kültürden yazılı kültüre geçiştir. Daha önemli değişim ne olabilir? Sözlü kültürün değişimi çağın belki de en büyük şokunu yaratmıştır. Sözlü kültürün değişimi ile insanlık köklü bir değişim sürecine girmiştir. Değişimler sözden yazıya geçmek ile sınırlı kalmayıp toplumu her zaman daha ileriye belki de daha farklı konumlara taşımaya devam etmiştir. Buna örnek aradığımız zaman akla ilk gelen şey en yakındaki olacaktır; yazılı kültürün doğurduğu dijital dünya. Yeni bir soluk gibi veya yeniliğe açılan bir pencere gibidir dijital dünya; varlığın farklılaştırılmış bir sürümü. Hafızamız dijitalliğe baktığımızda hangi konumda oluyor? Hatıralarımızın bir değeri kalıyor mu? Yeni düzenin getirisi ihtiyaç duyulmayan bir hafıza, sadece ve sadece kullanılabilir bir sosyal ağ. Artık hatıralarımızın değeri kalmıyor günümüz dünyasında her şey anlık olarak internette yaşanıyor ve bitiyor. Kiminle nerede olduğunuz ve ne yaptığınız bir hatıra olarak değerli değil, sadece birkaç Megabayt’lık bir alan. Yeni düzen dediğimiz bu sistem insanları dijital birer profil olarak tasarlıyor ve megabaytların içine hapsediyor. Dijitallik insanlık için yeni bir devrin başlaması gibidir; sürekli olarak kendisini geliştiren bir bilgi dünyasının içinde olmak. Toplum artık sosyalliği asosyal dediğimiz kavramın içerisinde yaşamakta. Yeni nesil dünya sistemi diye dijitalliği örnek alabiliriz.

 

Sözlü kültürün olduğu dönemi incelediğimiz zaman hafızanın etkin olarak kullanıldığını hatta buna mecbur olunduğunu görürüz. Sözlü kültüre sahip insanlar birer depo gibidir; bilgiyle dolmuş hafızalardır. Onlar yazı veya dijitalde saklanan veriler gibi sade olmamakla birlikte bilginin değerinin farklı bir boyutta ele alınmasını sağlayan insanlardır. Bu insanlar bilginin akılda kalıcılığını sağlamak için verilen emekle birlikte bilgiye değerinin üstünde bir değer katabiliyordu. Sözlü kültürün sonlarına doğru insanların kaybetmek üzere oldukları bir hafıza vardı. Hatırlanmaya gerek kalmayan bilgilerin doğmasının sonucu olan bu hafıza kaybı ile kolaycılık daha yaygın bir hale gelmiştir. Yazılı kültür daha kolay bir şekilde bilgiyi saklayan, anlık olarak her şeyi kolaylaştırabilen ve daha seri ilerleyen bir dönemin başlangıcıdır. Matbaa bu kültürün temel taşlarındandır ve beraberinde hafızanın gerekliliğini kaldırmıştır. Sözlü olarak akılda kalan bilgiler yazının karşısında değersizleştiler ve hatırlayan insana artık gereksinim duyulmamaya başlanıldı. Artık yazı her şeyi saklayabilir ve arşiv yaparak daha ileriye taşıyabilirdi. Bilginin konuşmalarda dönmesine gerek kalmaması bir yandan iyi denilebilir, belki de iyidir. Fakat belirgin olan şudur ki; sözlü kültürle birlikte sosyal etkileşimimizi ve hafızamızı yitirdik artık sadece yazı hâkim hale geldi. Biraz yazıya karşı sert bir bakış gibi gelebilir bu görüşler. Özellikle bu metinin varlığı kendi içerisinde varoluşsal bir çatışma gibi görünebilir. Yazı bizi dilsiz bıraktı diyebiliriz bu metinin varoluşu sözlü kültürün olmayışından mıdır? Belki de sözlü kültürle karışmış bir yazılı kültürün içerisinde olabiliriz. Çünkü günümüzde yazı ve söz artık iç içe kullanılan bir araç haline geldi. Yazı ve söz bir bütünün iki parçası şeklinde kullanıyor ama dijital olan şeyler tamamen farklı bir dünyanın kapısını aralamakta. Görüşler değişir ve farklı oldukça zenginleşebilir. Önemli olan belki yazı belki de sözdür ama unutulan en önemli şey bunlar değildir. İnsanlar her zaman içinde oldukları durumun kötü yanlarından kaçarlar ve her şeyin en mükemmel haliyle yaşandığına inanırlar. Oysaki asıl insanın dikkatle incelemesi gereken şey dijitalleşen dünyadır. Her şeyin internete aktarıldığı ve bilginin bir noktadan diğerine ulaşmasının saniyeler sürdüğü bir çağda başka ne dikkatle incelenebilir ki? McLuhan’ın yarattığı şu kavram ile metinin anlatmak istediğini daha kolay anlamak mümkündür: “Global(Küresel) Köy”. McLuhan’ın kürsel bir köy olarak bahsettiği dünya gerçekten de bir köy halindedir. Artık her şey ve herkes birlikte özelkavramı anlamını yitirmiş halde. Günümüz dünyasında bir şeylerin yazılması için matbaalara ihtiyaç yok ve aynı zamanda konuşmak için dilimizin olmasına gerek yok. İnternet dünyanın her yerine yazılarımızı baskıya ihtiyaç duymadan yollayabilir ve dili kullanmadan konuşmamıza yardımcı olabilir. İlk izlenimde kusursuz bir güzellik olarak görülüyor olabilir; her şeyin daha pratik, daha kolay ve çok daha hızlı bir şekilde gerçekleşiyor olması. Nasıl yazılı kültür sözü öldürdü diyebiliyorsak internet için kendisinden önceki tüm metotları öldürerek yeniliğin ilk adımı oldu diyebiliriz. Ne yazı ve ne de söz sadece dijital bir kültür doğmuş halde. Bu kültür kendi kurallarıyla birlikte insanlığı yeni bir evrime sokuyor. Kendimiz dijitalliğin içerisine adapte etmek için uğraşıyor ve onun kurallarıyla şekilleniyoruz. Okumak ve konuşmak bile dijitallik üzerine taşınmış halde günümüz dünyasında, bu nedenle diğer tüm metotlardan farklı olan dijitallik farklı bir kültürel dünya diyebiliriz.

 

İnsanların ellerinde ve fikirlerinde sadece internetin olduğu bir dönemin içerisindeyiz. İnsanların sosyal medyadaki hesaplarında olan gelişmeler, onları takip edenler veya paylaştığı şeyi görenlerin takip edilmesinin öneminin nefes almakla eş değer olmasına sebep olan bu dönemde insanlık tamamen dijital bir varlık haline geliyor. Bakıldığı zaman garip gelse bile evet, önemli olan tek şey yapılan işin görülmesidir. İnsanlık kendisini sanallaştırarak gerçekliği değersiz bir bütünün parçası gibi göstermekte artık sadece sosyal medya hesaplarımızın profillerinin nasıl olduğu önemli bizdeğil. Kendi benliğimizi küçük verilere dönüştürüyoruz; yaşıyoruz ama hatıralaştırmıyoruz, dijitalleştiriyoruz. Gidilen, görülen, keşfedilen veya tadılan her şey sanal ortamlara girmek zorunda günümüzde, sanal ortamlara girişi hafızamızda kalıcı olmasından daha önemli bu nedenle hissetmek artık eskimeye yüz tutmuş bir kavram halini alıyor. Çünkü dijital olan hissetmeyi yeni bir biçime dönüştürüyor. En son ne zaman elinizde telefon olmadan, aklınızda sosyal medya hesaplarınız ve diğerlerinin neler paylaştığının heyecanı içerisinde olmadan kendiniz olarak bir şeyler yaptınız? İronik gelebilir, bu yazının da dijital bir araç üzerinden dijitalliğin farklı yönleri ile anlatmak amacı üzerinden yazılmış ve yayılmış olması. Farklı bir bakışla belki de dijitalliğin değişim sürecindeyken daha farklı bir şekilde verimli olabileceğini düşünmek mümkün. Açıklamak gerekirse yeni yeni var olan bu (dijital) kültür bizim kullanımımız ile verim açısından farklı yönlerde gelişebilir veya serbest gelişip bizi kendi dünyasında değiştirmesi mümkündür. Önemli olan bizim kullandığımız şeylerin şekillenmesini de bizim sağlıyor oluşumuz. Elimizde olanı kontrol etmeyi bilmeliyiz, asla kontrol edilen olmamalıyız. Herhangi bir sosyal ortamda dikkat ederseniz aslında hiç kimse sosyal değildir. Eller telefondan asla ayrılmaz ve tüm düşünce o anı sosyal medyada paylaşmaktır. İsim olarak cazip gelen bu medya aslında adını hak edecek kadar sosyal değil. Bireyi toplum içinde yalnız bırakan bir medya nasıl sosyal olabilir?

Her anın paylaşılması o anı yaşamaktan daha değerli değildir, belki de. Önemli olan hatırlayabilmek o anların hepsini birer anı olarak tutabilmek ve hafızamıza katabilmek. Fotoğrafı çekilen, videosu çekilen, konum bildirisi yapılan veya farklı şekillerde dijitalleşen anları yaşamak gerçekten anı olabilir mi? Değerli kılmamız için belirli bir durumu nasıl görmemiz gerekir tam olarak? Bazı sorular cevaplanma noktasında zordur bu sorular da onlardan bazıları olabilir. Dijitalleşen dünyada hatıramız olmazsa hafızamız da olamaz. Hatıralarımıza yeterince sahip çıkıyor muyuz? Düşününce belki de cevap hayırdır. Bazıları için bu hatıralara sahip çıkmanın en iyi yolu dijitallik olabilir. Gerçekten öyle midir? Aklımıza gelmesi için dijitallik üzerinde bir değere sahip olması gereken şeyler gerçekten anı olabilir mi? Anlarımızı güzel kılan şey yaşamaktır, canlı ve birebir. Dijitalliğin üzerinde izlediğimiz, gördüğümüz veya algıladığımız şeyler hangisi yaşanmışlık kadar anıdır? Dijital bireyler olma yolunda ilerleyen günümüz toplumunda zor olan sorulardır bunlar. Yeniliklerin içerisinde değişen kültürlerin en farklısı olan dijitalliğin dünyasında özellikle daha zor sorular halini almaktadırlar.