Öğrenci Köşesi
30 Kasım 2018 Cuma
gif.habermerkezi@gmail.com

Düşünmek, en tehlikeli oyun…

Köşe Yazısı: Fevzi Koç

 

Hepimiz için önemli bir eylemdir düşünmek. Kimi zaman karar vermek için, kimi zaman sorunları çözecek bir yol üretmek için, kimi zamansa istemsizce ve daha sayarak bitiremeyeceğimiz kadar çok sebepten düşünürüz. Hayatımızın her noktasında tek dostumuz vardır o da düşüncelerimizdir. Düşüncelerimizin gerçek olmasına gerek duymayız varlığı bizi rahatlatır çünkü sınırlarla uyum sağladığımız yaşantıda bizim için bir rehabilitasyon aracıdır düşüncelerimiz.

 

Peki hiç düşüncelerimiz ile uyum sağladığımız yaşam arasında bir noktada bulunduğunuzu hissettiniz mi? Bazen ağır basan düşünceler olurken bazen yaşam olur, yaşam ve düşünce birbirinin tersidir fakat aynı zamanda birbirlerine muhtaçtırlar; yaşam olmazsa düşünce olamaz, düşünce olmazsa yaşam olmaz. İnsanlar her zaman kendi içinde bir mücadele içindedir sürekli bir düşünce içindedir bir görüntü, bir birey, bir mekân veya herhangi bir şey… Örneğin sokakta duyduğu bir ses asla durmaz en anlamsız bulduğumuz şeye dahi takılı kalabilir istemesek bile düşünürüz. Geleceğimizi, kişiliğimizi, çevremizi, duygularımızı ve bizle alakalı her şeyi düşüncelerimiz belirler eğer biraz düşünce kontrolü sahibiyseniz bunları koyduğunuz hedef doğrultusunda yönlendirebilirsiniz ama onları susturamazsınız.

 

Bu noktada düşüncelerimiz ile bir kumar oynamış oluyoruz istemsizce; ya kontrol edip isteğimize göre şekillendirecek ve olacakları bekleyeceğiz ya da her şeyi bir süreç olarak farkında olmadan yaşayıp istemesek bile belirli etkenlere – çevre, aile, anlık bunalım veya depresyonlar gibi durumlar- kapılarak bunların çizdiği bir yola yaşantımızı sürükleyip uyum sağlamak zorunda kalacağız.

 

Düşünmek bizim için neden tehlikeli bir oyundur peki? Bazen elimizde olan genelde kendisine özgü süreci olan düşünmek bizim için bir noktadan sonra zararlı hale gelmektedir çünkü kendi içimize çok fazla dönmekteyiz ve bunun etkisi olarak bilinçaltı kendisini daha fazla dışa vurmaktadır. Bu bize geçmişte yaşadığımız ama o sıra önemsemediğimiz bir olayın tekrar düşte canlanması gibi durumlar yaşatmaktadır. Kendimizi sorgulamak elbette gerekli bir durumdur ama kendinizi sorgularken kendi benliğinize karşıt bir birey oluşturursanız? İşte bu noktada düşünce en tehlikeli düşmanınız oluyor. Sizi artık bulunduğunuz konum, kişilik, ruh hali ve düşüncelerden uzaklaştırır ve kontrolümüzde olmayan bir sürece sürükler.

 

Elbette bu yazıdan düşüncelerimizden kaçmamız gereklidir şeklinde bir çıkarımda bulunmak yanlış olur. Düşüncelerin bu tarz kötü etkilerini azaltmak için düşünce kontrolü yapılabilir veya anı yaşamak ile ilgili görüşler araştırılabilir. Bu iki seçenek bir bütün halinde ise farkındalık şeklinde kullanılabilir. Farkındalık hakkında en özet bilgiyi Osho tarafından yazılmış olan Sırlar kitabında şu şekilde bulmak mümkün: “Farkındalık yoğunlaştıkça, her şey değişir. Farkındalık ne kadar yoğun olursa, düş görme olasılığı o kadar az olur; gerçeklik konusunda gittikçe daha uyanık olursun. Farkındalığın yoğunluğu azaldıkça, düşlere daha çok dalarsın. Bu yüzden, uyanık olmayan zihin durumu dünya, uyanık zihin durumu nirvanadır. Uyanık değilken, göründüğün gibi olursun. Uyanıkken, olduğun gibisin.”

 

Düşünmek bir kumar gibi; rastgele şartlar altında ya kazanır ya da kaybederiz. Düşünmek bizi biz yaparken aynı zamanda bizi bizden koparıyor olabilir mi? Düşünmek en tehlikeli oyun olabilir mi? Her ne şart altında olursa olsun düşünme durumundan vazgeçemeyiz sadece onu kontrol eder ve biçimlendirebiliriz.