Öğrenci Köşesi
11 Eylül 2015 Cuma
esradudu@gumushane.edu.tr

THELMA AND LOUISE: Özgürlüğe Elele Bir Atlayış...

\"\"Thelma and Louise, kadın cinayetlerinin ülkemizde ve dünyamızda akıl almaz boyutlara geldiği günümüzde incelenmesi ve hatırlanması gereken bir film olarak öne çıkıyor. Thelma and Louise, güçlü bir yol filmi olmasının yanı sıra feminist bir meydan okuyuş, 128 dakikalık acımasız eril iktidarın gölgesinde bir kovalamaca ve Brad Pitt’in çaylaklık dönemi performanslarından birini sergilediği punk-rock bir Western filmi. 1991 yılında beyazperdeye yansıtılan film, cinsiyet rollerine ilişkin eskimeyen basmakalıp yargıları tekrarlamasına rağmen, Thelma ve Louise adında iki kadına, hayatlarını özgürce yaşama isteğinden hareket ederek “yol”a çıkma, ve bu yolculukta başlarına gelen zorluklarla mücadele etme hakkı tanıyor. Filmin konusuna kısaca değinecek olursak; erkek arkadaşından bıkan garson kız Louise, ihmalkâr ve cinsiyet ayrımcısı kocasıyla birlikte sıkıcı bir hayatı olan arkadaşı Thelma’yı ayartır. Birlikte özgürlükle dolu bir haftasonu araba seyahatine çıkarlar. İlk uğrak yerleri olan barda gevşeyip dans ederler ve yöre erkekleriyle eğlenip hoş bir akşam geçirirler. Ancak bir adam Thelma’yı park yerine kadar izleyip tecavüze yeltenince Louise yetişip onu öldürmek zorunda kalır.

 

Polisin kendilerine hiç bir zaman inanmayacağı paranoyasına kapılan kadınlar kaçmaya karar verirler ve bir anda kanun kaçağı durumuna düşerler. Son olaylardan kötü etkilenen Thelma kafayı toparlamak için genç bir kovboy olan J.D (Brad Pitt) ile bir gecelik ilişki yaşar ve işler daha da sarpa sarar. Thelma ve Lousie toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin hem pozitif hem de negatif mesajlar içeriyor. Thelma ve Louise, yol boyunca her ne kadar kendi güçlerini görmeye vakıf olsalar da hiçbir şekilde peşlerindeki kâbustan kurtulamazlar. Bu kâbus yalnızca polisler değildir. Aynı zamanda ataerkil toplumun her yönü peşlerinden geliyordur. Kadınların rahat nefes alabildikleri tek bir an yok gibidir. İlk önce barda taciz edilirler ardından yolda tır şoförü tarafından söz ile taciz edilirler.

 

Son olarak bir hırsız tarafından kullanılmış olurlar. Tüm bunlar kadının savunmasızlığını ve kendi vahşi içgüdülerini kullanan erkekler tarafından gerçekleştirilir. Bu noktadan sonra bu iki kadın farklı insanlara dönüşmeye başlarlar. Zaten yol filmlerinde yola çıkan her karakter o yol bittiğinde değişmek zorundadır. Yönetmen Ridley Scott’ın bu çok meşhur feminist yol filmi eşsiz bir senaryo ve kusursuz bir görüntü yönetimi ile günümüz bilgisayar oyunlarından çıkma belli bir mesajı ya da fikri olmayan filmlerin aksine izleyicilere kadın bakış açısından “kadınlık” sorununu sorgulatıyor. Yanı sıra erkek egemen bir dünyada kadın olmanın suç olduğu dikte ettirilen bir toplumsal yapıyı bozmaya çalışan iki kadının karşılaştığı zorluklar, kadının özgürleşmesinin ne kadar sancılı olduğunu gözler önüne seriyor. Filmin sonunda özgürlük adına işledikleri suçlar nedeniyle peşlerine takılan polislerin kovalaması sonucu uçurumun kenarında köşeye sıkışan iki kadın, teslim olmak istemedikleri için uçurumdan aşağı atlamayı tercih ediyor. Bu tercih, bir pes ediş ya da yok oluş değil, özgürlüğe el ele bir atlayış, kadının “özne” rolünden vazgeçemeyeceğine yönelik toplumsal bir mesaj olarak öne çıkıyor.

 

Filmin tarihsel boyutuna baktığımızda ise 70 ve 80’lerde ortaya çıkan akımlar sonrası kürtaj ve doğumun çoğalmasıyla ortaya çıkan “kadınlık” sorununun masaya yatılması gerektiği fikrini görüyoruz. Filmi mekân boyutunda ele aldığımızda ise kadınların dar alanlardan yani evlerinden ve iş yerlerinden geniş bir yere kaçmak istediklerini görürüz. Dağ olarak bahsettikleri yere giderek özgürlüklerini ele alacaklardır ancak düşündükleri gibi gerçekleşmez. Sanki doğa bile eril bir hal almıştır ve onların başını belaya sokmak için çalışır. Bu açıdan doğanın koruyuculuğu da tersyüz edilmiş olur. Kadınlar doğanın farkındadır ancak erkek egemenliği peşlerindedir. Mekânın bir diğer önemli noktası ise iki kadını erkekleştirmesidir. Elleri silah tutan güçlü kadınlar haline gelirler. Normalde biliyoruz ki silah ancak erkekler tarafından kullanılır ve keskin zekâ ile hareket etmek onlara özgüdür. Ancak film ilerledikçe Thelma ve Louise’nin bu yetenekleri ellerine aldıklarını, erkek algısını yıktıklarını görüyoruz. Kızlarımızın macerasını uzaktan izleyen, daha doğrusu bir filmmiş gibi izleyen bir erkek topluluğu oluşur. Aslına bakarsanız bu değişimler olmasa ne hikaye bir yol hikayesi olur ne de değişimler anlamlı kalır.